Bayramlar tatil olsa. Tatiller bayram olsa.
27.11.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

Vizeler başladığında yoğun geçeceğini biliyordum ama, bu kadarını da tahmin etmiyordum açıkçası. Haftada ortalama 2 vize ile, pek de başka işlere ayıracak vaktim kalmıyor. Evernote’da bir çok taslak birikti, bir türlü fırsat bulamıyorum yazmaya.

Bayram geldi, biraz zaman ayırırım kendime diye planlıyordum ki… Önümüzdeki 2 hafta içinde gireceğim 4 kritik vize bütün planlarımı bozdu.

Her neyse, gelelim konuya.

Hepinizin Kurban Bayramı kutlu olsun (:

Selçuk Erdem üstadın affına sığınarak:

s1s2

Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım?
29.10.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım?

Tahminimce bu sorular birçok insanın hayatın birçok evresinde kendine sık sık sorduğu sorulardır. Yapılabilecek onca şeyin yanında, hayat o kadar kısa geliyor ki. Bu sıralar bu sorular ve verebileceğim/vermek istediğim cevapları üzerine çok kafa yormaktayım.

Erhan Erdoğan’ın Friendfeed’deki bu yazısı durumu çok iyi özetliyor. “Yeni dünyanın bilgi kirliliği içindeki genç profesyonellere ve yeni mezunlara verilebilecek en güzel öğüt “Find your niche now” olacaktır! Harika bir çıkış noktası.”

Çok uzun değil, bundan 5-10 sene öncesine kadar, bu kadarda büyük bir sorun değildi bu. Zira bir kişinin yapabilecekleri, çevresi ve imkanları dikkate alındığında nispeten sınırlıydı günümüze göre. Bugün ise, herhangi bir meslek veya hobi hakkında internet üzerinden istediğinizden çok daha fazla bilgiye ulaşabiliyor, kitap vb. kaynakların desteği ile kendinizi konu hakkında bir şeyler yapmaya yetecek seviyeye kadar getirebiliyorsunuz. Gerisini getirmek ise edindiğiniz tecrübe ve konu üzerine kendinizi geliştirme isteğiniz ile geliyor. Belki kuantum fiziği veya genetik mühendisliği konusunda bu çok da geçerli olmayacaktır, ancak genel düşündüğümüzde, ticaretten sanayiye, elektronikten ziraate kadar yüzlerce sektörde durum bu.

Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın rakibiniz olduğunu göz önüne alırsak, başarıya ulaşmak, büyük başarılara ulaşmak için uzmanlaşmak gerekiyor. Gelişen dünya ile insanların bilgi açlığı da bir o derece arttı. Japonya gibi teknoloji devi, Çin gibi sınırsız insan gücü kaynağı, ve buna benzer pek çok örnek, başarıya ulaşmadaki zorlukları kestirebilmemiz için yeterli.

Peki,  ne yapmalı? Sahip olduğumuz sınırlı zamanı nasıl değerlendirmeli?

Kendimden örnek vereyim. İşletme bölümünde okuyorum ve bu alan üzerine geleceğimi ve planlarımı şekillendiriyorum. Bunun yanında, tasarım ve programlama üzerine çocukluğumdan beri gelen, karşı koyamadığım bir dürtü var. Öyle bir dürtü ki, okulu uzatmamdaki başlıca nedenlerden biri. Bass gitar ve müzik aşığıyım, 2-3 gün gitar çalmadığımda parmaklarım yerinde duramıyor. Ve daha sayabileceğim fotoğrafçılık, yazarlık vb. onlarca hobi ve yapılabilecek iş, zamanım yetse onlar üzerine de çalışırdım muhtemelen.

Son zamanlarda kendimi bölümüm ve kariyerim üzerine odaklamaya karar verdim. Ki etkili de oldu, 5. senemde dönem birincisi olarak devam ediyorum yoluma (: Yaklaşık 1-2 aydır tasarım ve programlamadan mümkün olduğu kadar uzak tuttum kendimi. Hatta kendimi dizginlemek için bilgisayarı açmadığım günlerim bile oldu. Bugün ise bir baktım ki tarayıcım ve başlat menüm aşağıda gördüğünüz şekilde, kendimi Amazon’dan Pyhton kitabı siparişi verirken buldum. Dedim ya, karşı koyamıyorum bu dürtüye (:
yuh

Bu noktada, kafamın karışmasının başlıca nedeni ilgili olduğum bir alanda en iyilerden biri olma isteği. Aksi takdirde yaptığım işten zevk alamıyorum. Eğer uğraştığım alanda ilerleyebilecek çalışmalar yapmıyorsam/yapamıyorsam anlamsız geliyor.

Ve yine başa dönüyorum. Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım? Kariyer hedeflerimi gerçekleştirirken, temel olarak uğraşmak istediğim alanlar olan müzik, tasarım ve programlama üzerinde de başarılı olabilir miyim? Başarılı bir profesyonel işletmeci iken, aynı zamanda tarzım üzerine albüm çıkartıp kendini dinletebilen bir müzisyen, yaptığı işler ile takdir toplayıp, sektöre yön verebilen, katkı sağlayabilen bir tasarımcı ve programcı olabilir miyim? Örneğin bütün zamanını programlama üzerine kendini geliştirmeye uğraşan onca kişi varken, ben zamanımı üçe bölmeme rağmen onlarla aynı seviyeye gelebilir miyim?

Yuh ama değil mi? (:  Bence de.

Şimdilerde hedefim, kariyer hedeflerime ulaşmak için çalışırken, zamanını en etkin şekilde kullanıp ilgilendiğim diğer alanlarda da ilerleyip ilerleyemiyeceğimi görmek. Bakalım, hangi alanda ne derecede başarılı olabileceğim?

Uykudan nefret edenlerden misiniz?
21.10.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,1 yorum yapılmış.

Kendimi bildim bileli uykudan nefret ederim. Benim gözümde en büyük hırsız, en değerli varlığım olan zamanımı çalıyor her gün. Ben onu hayatımdan çıkartmaya çalıştıkça o daha çok çalmaya çabalıyor. Eğer birden fazla temel uğraşınız varsa, gerçekten can sıkıcı olabiliyor bu durum. Okul, iş, müzik, sosyal yaşam arasında parçalara bölünüyorum hep.

Uykuya karşı olan hislerimle alakalı mı bilmiyorum ama, uyku düzenimi oturtmakta hep zorluk çektim. Normal şartlar altında, akşam uykusu gelince uyur, sabah da uygun bir vakitte kalkar, ortalama 6-8 saat arası uyuyarak. Ben de durum biraz farklı. Diyelim ki gece 1 uykum geldi, yattım. Sabah 8′de kalktım, etti 7 saat uyku. Ertesi gün yine gece 1 olur, ama bende uykudan eser yok. 3-4 gibi uykum gelir, uyurum. Öğlen kalkarım, bütün programım alt üst olur. Bu duruma bir açıklama bulamadım ve uyku ile bilinçsizce savaşmaya devam ettim. Ta ki bugün Friendfeed’de Ahmet Alp Balkan’ın bu paylaşımını sayesinde Dustin Curtis‘in ilgili yazısını okuyana kadar.

Yazıdan yola çıkarak yaptığım araştırmalar sonucunda, tıbbi olarak tanımlanmış “Non-24-hour sleep-wake” sendromuna yaşadığımı öğrendim. Kısaca uyku düzensizliği sendromu denilebilir sanırım. Vücudun biyolojik saatinin 24 saatten daha farklı günlük döngüye sahip olması sonucu ortaya çıkıyormuş. Hesaplarıma göre benim vücudumun günlük döngüsü 27 saat. 27 saat içinde 6 saat uykuya ihtiyaç duyuyorum.

Yaşama düzenimi ve planlarımı olağanüstü derecede etkileyen bu durumun çözümlerini araştırdım. Tıbbi olarak çeşitli terapiler varmış bu durumu değiştirmek için, ancak bulduğum çözüm sanırım hayatımda şu ana kadar yaptığım en büyük keşif (:

Olay gün boyunca 15-30 dakikalık kısa uyku molalarının günlük uyku ihtiyacını karşılayacağı prensibi üzerine kurulu. Teknik detaya girmeyeceğim, gerekli bilgiler ingilizce olarak bir çok kaynakta mevcut. Dünya çapında pek çok kişi tarafından denenmiş ve bloglarda deneyimler paylaşılmış. Benim en faydalı bulduğum iki tanesi Puredoxyk (Everyman ve Uberman uyku düzenlerinin isim babası(annesi?) )ve Steve Pavlina‘nın blogları.

Popüler iki yöntem var. Everyman ve Uberman uyku düzeni. Uberman uyku düzeninde 4 saat aralıklarla 15-30 dakikalık uykular var sadece. Everyman’de ise 1,5 – 3 saatlik uzun bir uyku, ve gün içinde 3-4 defa 15-30 dakikalık kısa uykular. Detayları ingilizce olarak verdiğim bağlantılarda bulabilirsiniz.

Çok istesem de, okul ve iş programım Uberman yöntemine izin vermiyor maalesef. Dolayısıyla Everyman yönetimi denemeye an itibariyle başladım. Gece 1,5 saatlik uyku, gün içinde 4 defa 15-30 dakikalık kısa uyku yöntemini deneyeceğim. Detayları her gün paylaşmayı planlıyorum.

Umuyorum ki senelerdir süren derdime çare olur da, kurtulurum şu hırsızdan (:

Dikey Üniversite Deneyimi
30.09.2009 tarihindeÜniversite Hayatı kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

odtü logo

Karmaşık öğrencilik maceram devam ediyor. ODTÜ İşletme bölümünde 5. senem bu sene. ” Ah akılsız başım, keşke bitirseydim zamanında ” demekteyim sürekli. Gerçi şartlar pek uygun değildi ama, neyse.

Gelelim dikey üniversite deneyimine. Kendi uydurduğum bir terim. Okulda ders durumlarım olağanüstü karışık olduğundan dolayı, 1, 2, 3, 4 bütün senelerden ders alıyorum. Dolayısıyla aynı gün içerisinde hem üniversite hayatına yeni adım atanların merak ve heyecanına, hem de mezun olacakların hayata atılma telaşına şahit oluyorum. İnanın pek bir garip oluyor, kişilik karmaşasına bile sürükleyebilir insanı. Düşünsenize, sabah “Çarşı süper mekanmış, kantinin çayı süper, mimarlıkta daha güzel kızlar varmış” muhabbetleri duyarken, öğleden sonra ” xxx firması başarılı öğrencileri iyi maaşla işe alıyormuş, değerlendirmek lazım, ALES’e çalışmak lazım” diyen kişilerle aynı sırayı paylaşıyorum.

Evet, bu sene ilginç bir üniversite deneyimi olacak benim için. Zaman ilerledikçe konu hakkında gözlemlerimi paylaşıyor olacağım.

Programlama üzerine: Framework
30.09.2009 tarihindeTasarım&Kodlama kategorisinde yazılmış,2 yorum yapılmış.

helloworldHer şey “Hello World” ile başlıyor bu alemde. Ardından adınızı, soyadınızı yazdırıyorsunuz. Bir sonraki adım genelde 4 temel işlemi yapan hesap makinesi oluyor. Ve merakınıza, ilginize, ayırdığınız zamana, hedeflerinize bağlı olarak gelişiyor.

Programlama ile bir süre uğraşan kişiler, eninde sonunda “framework” kelimesi ile karşılaşıyorlar. Bu noktada işler karışıyor işte. Kullananı, kullanmayanı, savunanı, karşı çıkanı derken toz duman ortalık.

Nedir “framework” ?

Basit olarak kod iskeleti diyebiliriz. Kod yazarken, her projede işimize yarayacak kod blokları vardır mutlaka. Veritabanına erişmek için, kullanıcıdan gelen verileri doğrulamak için, veriyi belirli bir formatta yazdırmak içi vb. Her farklı projede bu kodları yeniden yazmak haliyle boşuna zaman kaybı. Programlamanın ilk aşamalarında, bir projede kullandığımız kodları kopyala-yapıştır ile diğer projelerde kullanma yoluna gideriz. Ancak daha karışık projeler ile uğraşmaya başladığımızda bu da yeterli olmaz. Örnek olarak, mysql üzerine olan bir projede kullandığımız kodları, başka bir veritabanı ile aynı şekilde kullanamayız. Veya verileri tarayıcıda göstermek için kullandığımız kodu, verileri pdf veya başka bir formatta göstermek istediğimizde, elimizdeki kodu yeniden düzenleriz. Sonuç olarak, yazdığımız kod giderek karmaşık bir hal alır. Ve bir süre sonra, çarpık yapılaşmanın sonucu olarak hatalar veren, yavaş çalışan güvensiz bir hale gelir. Bu durumu tabir etmek için genelde spagetti terimi kullanılır ki, pek hoşuma gidiyor (:

Diğer bir yönden bakınca, diyelim ki bir projeyi programladınız, bitirdiniz, teslim ettiniz. Ve 1 sene sora müşteriniz gelerek projeye çeşitli eklentiler yapmanızı istedi. Belirli bir yapı kullanmadıysanız eğer, projenin sistemini çözmek için yazmaktan daha çok zaman harcamanız olası. Yeni özellikler eklemeye elverişli bir yapısı yoksa, vay halinize. Veya, bir firmada işe girdiniz. Patronunuz, sizden önceki çalışanın programladığı proje üzerinde değişiklikler yapmanızı istedi. Projenin kodlarınız açtınız ve karşınızda birbiri içine girmiş binlerce satır var. Kolaysa çıkın işin içinden.

İşte bu noktada işin içine “framework”ler giriyor. Benzer sorunları yaşayan programcılar bir araya gelerek, tekrar tekrar kullanılan fonksiyonların derli toplu halde bulunduğu, kodlamanın belirli bir yapı üzerinden yapıldığı sistemler geliştirerek programlama dünyasına sundular. Amaç, her projede ortak olarak kullanılan temel kodları her seferinde sıfırdan yazmak yerine, “framework” içinde olan hazır kodları kullanarak daha kısa zamanda proje geliştirilebilmesine imkan sağlanması, projelerin belirli bir standarda göre kodlanması ile, farklı kişilerin aynı proje içinde binlerce satır içinde kaybolmadan kolayca çalışabilmesi.

framework

PHP ile ilgili arama yaparak farklı pek çok alternatif “framework” bulabilirsiniz. İncelediğim kadarıyla en çok hoşuma gideni Codeigniter. Burada ise popüler PHP “framework”leri arasında detaylı karşılaştırma yapılmış.

Ben de ilk büyük projem olan Odtü Sözlük’ü kodlarken karşılaştım “framework”ler ile. Ancak ilk incelemelerimde pek karışık geldi, kendi “framework”ümü kodladım bende. Daha sonra detaylı incelediğim de, eğer “framework” kullansaydım çok daha kısa zamanda projeyi tamamlayabileceğimi fark ettim. Sıfırdan yazdığım pek çok kod bloğu hazır hazır halde vardı incelediğim “framework”lerde. Çözmek için günlerce uğraştığım sorunların çözümü zaten yapılmış ve dahil edilmişti.

Daha kısa sürede, daha kolay kodlamak. Karmaşadan uzak kalmak. Her şey iyi güzel de, performans konusunda fanatik denebilecek kadar takıntılı biri olarak, aklıma takılan noktalar var. ( Bu takıntı öyleki, tek bir if sorgusu, sayfada fazladan 1kb veri bile beni çok rahatsız eder.)

“Framework”ler, çeşitli platformlarda çalışabilmesi, ve aynı kodun pek çok yerde kullanılabilmesi için yazılıyorlar. Her türlü projede kullanılabilmesi için, pek çok kütüphane var içlerinde. Örnek vermek gerekirse, veritabanı erişim sınıflarında, hangi veritabanının kullanıldığının belirlenmesi, verilerin formatının seçilmesi gibi pek çok sorgu var. Benim projemde ise veriler tek bir formatta, ve mysql kullanıyorum. Bu durumda, “framework” içindeki bu sorgular, benim programıma gereksiz yük katıyor. Bunun gibi pek çok örnek verilebilir. Hazır bir “framework” kullanarak belki zamandan kazanıyorum ama, uzun süreli olarak düşünürsek çalışabileceğinden daha yavaş bir koda sahip oluyorum. Bunun yerine kendi “framework”ümü yazsam, programlaması daha uzun zaman alacak belki ama, daha performanslı olacak. Evet, küçük ve performansın pek de önemli olmadığı projelerde “framework” kullanmak faydalı olacaktır, peki büyük çaplı projelerde?

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Not : Uzmanlık alanım PHP üzerine olduğundan dolayı, programlama derken internet tabanlı programlama dillerini kastediyorum. Temelde aynı mantık geçerli olsa da yer yer farklılıklar olabiliyor, anlam karmaşası olmasın sonra.

Not2 : Türkçesever biri olarak İngilizce kelimeleri Türkçe yazarken kullanmayı hiç sevmem, bununla birlikte “framework” kelimesi yerine iskelet demek, maalesef istediğim anlamı karşılamıyor. Mümkün olduğunca Türkçe kelimeleri tercih ediyorum, anlamı karşılamadığı yerlerde ise tırnak işareti içerisinde yazıyorum. Bu duruma çözüm öneriniz varsa seve seve değerlendirim (:

Spam mı? Eylem mi?
19.09.2009 tarihindeİnternet Dünyası kategorisinde yazılmış,6 yorum yapılmış.

Sürekli olarak takip ettiğim Friendfeed’de günün en popüler konusu Myspace ve Last.FM’in sansürlenmesi, ve Sansüresansür hareketinin yaptığı eylem(spam?)di.

Sansürle ilgili haberden bir önceki yazımda bahsettim zaten, şimdi bahsedeceğim konu bir yerinden benim de yer aldığım Sansüresansür hareketinin yaptığı olay.

Öğlen saatlerinde, Sansüresansür hareketinden Fırat Yıldız ve Ebru Baranseli, ilgili blogda yazdıkları sansür haberi ile ilgili bağlantıyı alakalı-alakasız yüzlerce iletinin altına yorum olarak yazdılar. Onlara göre eylem, bana göre spam olan bu olayı inceleyelim.

İnternetten spam kelimesini taradığımda bulduğum kavramları yazayım ilk olarak.

Seslisözlük: İnternette birçok kullanıcıya gönderilen uygun olmayan ya da istenmeyen mesajlar.

Spam.org.tr: Internet üzerinde aynı mesajın yüksek sayıdaki kopyasının, bu tip bir mesaji alma talebinde bulunmamış kişilere, zorlayıcı nitelikte gönderilmesi Spam olarak adlandırılır.

Bu kavramlar eşliğinde, Sansüresansür hareketinin yaptığı olay, düz mantık ile bakıldığında spam oluyor. Kendileri ise, bu olayın spam değil eylem olduğunu, amacın insanların dikkatini çekmek ve haberi olmayan kişileri haberdar etmek olduklarını söylüyor.

Bu eylemi yaptıkları yer Friendfeed. Türk kullanıcı sayısı konusunda net bir bilgim yok, 29 Ocak’da Arda Kutsal’ın FFholic.com’dan elde ettiği verilere göre bu rakam 3.000( en az bir Türkçe iletiye sahip kullanıcı sayısı). Şu an ki rakam hakkında bunun üzerinden tam bir çıkarımda bulunamıyorum, ancak milyonlar olmadığı kesin. Friendfeed’in yapısı gereği, beğendiğiniz (like) veya yorum yaptığınız her ileti, sizi takip eden kullanıcıların ekranına geliyor. Sansüresansür hareketinin ilgili iletisini beğenenlerin sayısı an itibariyle 61 olmuş. 141 tane de yorum yapılmış. Yani bu ileti, bu hareketi takip eden insanlar dışında (129 kişi) bu iletiyi beğenen 61 kişinin arkadaşlarının ekranına da gitmiş durumda. Bu beğenen kişiler arasında Burak Bayburtlu (1748 takipçi), Ebru Baranseli (1125 takipçi) Ömer Enis (1211 takipçi) Erdal Kaplanseren (931 takipçi) gibi, 1000 ve üzeri takipçi sayısına sahip kişiler de var. Yani, bu iletinin Friendfeed kullanıcılarının büyük çoğunluğuna bu sayede ulaştığını varsayabiliriz. Ki, konu üzerine gün boyunca onlarca kişi ileti yazdı,  ilgili haberleri beğendi, yorum yaptı.Webrazzi gibi sektörde takip edilen pek çok blogda yazılar yayınlandı.

Yani gün içinde Friendfeed’e girmiş olan bir kişinin konudan haberi olmamasının imkanı yok.

Peki, zaten insanların ilgisini çekmiş, hakkında gün içinde onlarca yazılıp çizilmiş bir konu hakkında, internet kültüründe spam olarak geçen ve insanlarda olumsuz bir etki bırakan bir eylem yolu tercih ediliyor ? Dünya çapında milyonlarca insanın destek verdiği Greenpeace hareketi bile bu tür bir davranışta bulunsa tepki çeker, kabul edilmez.

Yakın tarihte Uygur Türklerine yapılan soykırımda, insanlar ulusal ve uluslararası olarak tepki vermiş, gün içinde Friendfeed gibi ortamlarda yüzlerce ileti yazılmış, yorum yapılmıştı. Spama gerek olmadan, insanlar girdikleri iletilerle, yaptıkları yorum ve beğenilerle insanların olaydan haberi olmasını sağlamıştı. Hatta bir çok kullanıcı profil fotoğrafını değiştirmiş, konu ile ilgili görseller ( bayrak vb. ) koymuştu. Yani, spam yapılmadan, sosyal medyanın temeli olan karşılıklı iletişim ve paylaşım sayesinde, o ortamın bütün kullanıcıları olayı duymuştu.

Spam olarak tarif edilen bir eylem planı yerine, şunlar yapılsaydı?

- Popüler, konu ile ilgili kullanıcılara e-posta veya özel mesaj ile ulaşıp, konudan bahsetmeleri istenseydi?

- Harekete destek verenlerden konu ile ilgili iletiler girmeleri, konuyu gündemde tutmaları istenseydi?

- Profil fotoğrafı olarak koyulabilecek görseller hazırlansaydı ve ilgili kişilerden bunları kullanmaları istenseydi? ( Özellikle bu yöntemle, eski yeni bütün iletilerde bu profil fotoğrafı gözükeceğinden dolayı spam yapmadan binlerce yerde konuya dikkat çekilebilir )

- Friendfeed yanında diğer yoğun olarak kullanılan sosyal ağlarda ( Facebook, twitter vb ) ve insanların kullandığı diğer yerel platformlarda ( forumlar, bloglar, haber siteleri vb ) paylaşmaları istenseydi?

Bunların birçoğunun veya hepsinin yapıldığını varsayıyorum. Sırf bu maddeler ile, spam yapmadan sosyal medyanın doğal işleyişiyle interneti kullanan büyük bir çoğunluğa ulaşılabilir. Böylece insanlar şikayet etmez, olumsuz tepkiler alınmaz, karşılıklı sözlü kavgalar yerine insanlar enerjilerini ve zamanlarını bu olaya karşı uygulanacak eylemler gibi daha faydalı konulara yoğunlaştırabilirdi.

Değinmek istediğim bir diğer konu, Sansüresansür hareketini destekleyen insanların verdiği tepkiler. Kendilerine bu yaptıklarının spam olduğunu, daha faydalı yollar kullanabileceklerini söyleyen geri bildirimlere ” beğenmiyorsanız engelleyin, kurtulun ” şeklinde yaptıkları geri dönüş insana ” bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu ” dedirtiyor. Söylediklerini açarsak, ” bizim hareketlerimizi beğenmiyorsanız, bizi sansürleyin “. Sansüre karşı bir hareketin başını çeken insanlarin, kendileri ile aynı amacı taşıyan kişilere sansürleme yönünde tavsiyede bulunması, bunun devamı olarak bu kişileri sansür yandaşı olarak nitelemeleri, gerçekten ilginç.

Evet, sansüre karşıyım, insanların özgürlüklerinin bu şekilde yanlış alanlarda kısıtlanmasına karşıyım, ve bu konuda elimden geleni yapıyorum ve yapacağım. Bununla birlikte, spama da karşıyım, ve bu konuda da elimden geldiğince mücadele edeceğim.

Ülkemizde internet konusunda çağı yakalayıp ilerisine geçtiğimiz, yaratıcı, katma değer sağlayan çalışmalar ile anılacağımız günler için el ele…

Müzik? Sosyallik? Sosyal Müzik? Onlar da ne ?
19.09.2009 tarihindeİnternet Dünyası kategorisinde yazılmış,1 yorum yapılmış.

myspace

Bu güzel cumartesi gününe, 3 günlük bayram tatilini düşünerekten mutlu mesut başladım. Sound of Silence ile uyandım, hatta gitarımı alıp 1-2 nota bile tıngırdattım. Yine her sabah olduğu gibi, Google Reader’a girdim, Friendfeed’de dolandım, son aşama olarak da menajerliğini yaptığım Geçit‘in sayfalarını kontrol ederken, bu güzel günün kabusu ile karşılaştım. Sevgili T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.06.2009 tarih ve 2009/45 sayılı kararı gereği Myspace erişime kapatılmış. Last.fm’in Türkiye sitesinin de kapatıldığını Friendfeed’den öğrendim.

Cumartesi olduğundan konu hakkında detaylı bilgi alamıyorum, ancak myspace’in müzik ile ilgisi ve aynı gün last.fm’in Türkiye sayfasının kapatıldığı düşünülünce, akla ilk olarak Mü-Yap geliyor haliyle.

Zamanında bu kapatılma furyası Youtube ile ilk başladığında, bu kapatılmanın gerekli olduğunu savunuyordum. Zira gelen tepkilere aldırış etmeyip, ülkemiz ile ilgili uygunsuz içeriğe sahip videoları kaldırmak bir yana, en popüler videolar listesine yerleştiren bir siteye karşı, mantıklı bir yaptırım olarak gözüküyordu gözüme. Youtube’u aktif olarak

lastfm

kullanan bir ülke olarak, bizden gelen trafiğin engellenmesi dikkatleri çeker diye düşünüyordum. Bir nevi zorunlu boykot.

Bilmiyordum ki bu işin abartılacağını. Youtube, Dailymotion, Wordpress, Myspace, Last FM. İpin ucu kaçtı gidiyor. Belki tepki göstermek adına yapılabilecek mantıklı bir hareket, insanları en temel hakkı olan özgürlüğü kısıtlayıcı, anlamsız bir yasağa dönüştü.

Konu hakkında detaylı bilgi edindiğimde buradan paylaşacağım.

Sosyal medya: Paylaştığın kadar varsın!
16.09.2009 tarihindeİnternet Dünyası kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

Bir önceki yazımda sosyal medyanın kısaca tanımını yapmıştım. Şimdi sosyal medyada var olmak ile ilgili gözlemlerimi paylaşacağım.

İnternetin doğası gereği aynı anda milyonlarca kişi karşılıklı iletişim kurabiliyor. Ve üzerinde konuşulan konular anlık olarak değişebiliyor. Böyle bir ortamda, bu değişken topluluğun ilgisini çekebilmek, başlı başına bir iş. Tabi, bu durumun avantajlı yanlarını da göz önüne almak lazım. Gerçek hayatta binlerce kişiye aynı anda hitap edebilmek her yiğidin harcı değil. Ünlüler bile gündemde kalıp dikkat çekebilmek için atılmadık takla bırakmıyorlar.

Peki sosyal medyada işler nasıl yürüyor ?

Zaten ünlü olan insanlar, internet üzerinden çeşitli araclar ile bu topluluğa dahil olduklarında, hiç çaba göstermeseler dahi kısa süre içinde sosyal medyada da popüler oluyorlar. ( Bu popülerliğin ne kadar gerçekçi ve kalıcı olduğunu başka bir yazıda inceleyeceğim. ) Peki herhangi bir insanı ele alırsak, nasıl sosyal medyada var olabilir ?

Gerçek hayatta sosyal konumumuzu belirleyen pek çok etken var, iş durumumuz, aile durumumuz, mali durumumuz vb. Örneğin mali olarak sorun yaşıyorsanız, bu sosyal yaşantınızı kısıtlayabilir. İnternetin sanal dünyasında ise işler biraz daha farklı yürüyor. Sosyal medyada insanlar sizi paylaştıklarınız ile tanıyor.  Tek ihtiyacınız olan bir fotoğraf, kendinizi tanıtan birkaç cümle ve paylaştıklarınız. ( İlk ikisi olmasa da olur, ancak olsa daha iyi olur.)

İlgi alanınızın ne olduğu fark etmez, zira mutlaka sizinle benzer konulardan hoşlanan insanlar olacaktır. İster fanatiği olduğunuz futbol takımı olsun konu, ister yapmayı en çok sevdiğiniz yemek. En son programladığınız proje veya son okuduğunuz kitap da olabilir. Hangi alan ile ilgilenmek istiyorsanız, hangi konuda fikir alışverişinde bulunmak, yorumunuzu iletmek istiyorsanız, konu ile ilgili insanların olduğu yerleri keşfedin, ve paylaşın!

Birkaç örnek :

robertscoble

Robert Scoble. Sosyal medyada bilişim ile ilgili olanlar muhtemelen bu isme aşinadır. Kendisi bir sosyal medya ünlüsü. Friendfeed’de 49.000 takipçisi var. Teknoloji konusunda paylaşımlarda bulunuyor. Eski Microsoft çalışanı olarak edindiği çevreyi iyi kullandı, teknoloji konusunda ilginç ve farklı konular paylaştı, ve şu anki popülerliğine kavuştu. Öyle ki, şu anda duştaki fotoğrafını paylaştığında bile, 87 yorum alabiliyor konu ile ilgili. Ben paylaşsam, alacağım en iyimser tepki insanların bunu gözardı etmesi olacaktır sanırım (:

erhanerdogan

Erhan Erdoğan. Kendi tanımıyla “teknoloji evangelisti”. Lise yıllarında başlayan internet macerası, bugün kendisini sektörde güzel bir noktaya getirdi. sevenload‘un türkiye operasyonlarından sorumlu, webrazzi’de analist ve yazar, Hayal Ofisi‘nin kurucusu. İnternet sektörü hakkında incelemelerini paylaşıyor, yorumda bulunuyor. Friendfeed’de 3.000 takipçisi var. ( Türkiye şartlarında yüksek bir rakam.) Sektör ile ilgili yaptığı başarılı paylaşımlar onu sektör içinde popüler yaptı.

ozguralaz

Özgür Alaz. Pazarlama trendleri uzmanı. Pazarlama konusunda Türkiye ve yurtdışında önemli bir yere sahip. Fikirleri, gözlemleri, analizleri dikkate alınıyor. Pazarlama alanında pek çok ödüle sahip. Friendfeed’de 2100 takipçisi var. Öğrencilik yıllarından beri pazarlama konusunda yaptığı çalışmalar, trend analizleri ona bu günkü konumunu kazandırdı.

sunipeyk

Sunipeyk. Harika siteler sitesi olarak tanımladığı blogunda, başta site tanıtımları/incelemeleri olmak üzere pek çok farklı alanda yazıyor. Aktif bir friendfeed kullanıcısı, 1500 takipçisi var. Friendfeed’deki #yay akımının öncüsü (: . Hayatın pek çok farklı alanı üzerine yaptığı özgün paylaşımlar, onu sosyal medyada aktif bir konuma taşıdı. Kendisinin ismini cismini bilen pek az, resim olarak gravatar kullanıyor, ismini paylaşmaz ulu orta. Ama paylaşımları, onu takip edilen biri yapıyor.

Sonuç olarak, işin özünde paylaşmak var. Kim olduğunuz, ne yaptığınız, işiniz, gücünüz pek de önemli değil, burada paylaştığınız kadar varsınız!

Sosyal medya: Nedir?
16.09.2009 tarihindeİnternet Dünyası kategorisinde yazılmış,1 yorum yapılmış.

İlk yazı dizimin konusu sosyla medya. Bildiğim, kullandığım, gördüğüm kadarıyla sosyal medya her yönüyle detaylı olarak inceleyeceğim. “We don’t read pages, we scan them” (sayfaları okumayız, tararız) felsefesi eşliğinde, uzun uzadıya incelemler yerine, çeşitli bölümler hakkında kısa incelemeler yazmayı planlıyorum.

Sosyal medya, yurdum insanının internet dünyasında yakın zamanda tanıştığı facebook sonrası 2.  büyük fenomen(!). Zamanında mynet ve IRC “chat” odaları ile başlayan kültürel gelişimin son evresi.

Sosyal bir varlık olarak, sosyal çevremizi genişletmek için sürekli bir çaba içindeyiz. Günümüzde bunun için en elverişli ortam ise haliyle milyonlarca kullanıcısıyla internet. Diğer bir deyişle, sosyal medya.

Nedir bu sosyal medya ?

paylasim

İnsanların karşılıklı paylaşımlar, diyalogları sosyal medyayı oluşturur. ( Konu hakkında bir çok tanım için buradan. )  Yani yeni sihirli bir olay değil, insanların internet sayesinde dünyanın her yerinden milyonlarca insan ile

gerçek zamanlı olarak iletişim kurması sonucu ortaya çıkmış bir olgu.

Gün geçtikçe pek çok insan çeşitli araçlar sayesinde sosyal medyaya dahil oluyor. Kimisi kısa süre içinde ortamın aktif bir üyesi olurken, büyük bir kesim bu büyük topluluk içinde kayboluyor. Sosyal medyada var olabilmek için, ilk önce ne olduğunu ayrıntılı olarak anlamamız gerekiyor.

Sosyal medyada aktif isimlerden Michael Fruchterçok güzel bir tanımlama getiriyor bu kavrama. Sosyal medyayı 5 C ile tanımlıyor.  Conversation ( sohbet, iletişim ), community ( topluluk ), commenting ( yorumlamak ), collaboration ( uyum, işbirliği ) ve contribution ( katkı ). İncelersek;

sosyalmedya

Sohbet, iletişim : Sosyal medyanın temelinde karşılıklı iletişim vardır. Ortak ilgi alanlarına sahip olduğunuz kişiler ile, farklı alanlarda yapacağınız paylaşımlar, sosyal medyadaki varlığınızdır.

Yorumlamak : Sosyal medya paylaşımlarının temel öğelerinden biri yorumlamaktır. Diğer insanların/firmaların/grupların paylaşımlarına yorumlarınız ile yapacağınız katkı hem sosyal medyanın, hem de sizin sosyal çevrenizin gelişmesinde önemli bir noktadır.

Topluluk : Aynı gerçek hayattaki gibi, yukarıdaki iki maddenin sonucu olarak belirli alanlar üzerinde oluşan topluluklar, sosyal medyanın sosyal kısmını oluşturur.

Uyum, işbirliği : Sosyal yaşamın da temelinde olan işbirliği kavramı, sosyal medyanın gelişimini sağlayan önemli bir araçtır. Sosyal medyanın sosyal toplulukları, kişiler arası uyum ve işbirliği sonucu oluşur.

Katkı : Sosyal medyada varolmanın gerektirdiği temel öğe. Hayatın hiçbir alanında vermeden alamayız. Aynı şekilde sosyal medyada sağladığımız katkı oranında yer alırız, karşılık buluruz.

Sizce nedir sosyal medya ?

İlk adım
14.09.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,8 yorum yapılmış.

Aylardır blog yazmayı planlıyordum, ancak ilk adımı atamadım bir türlü. Tasarımıydı, içeriğiydi, zamanıydı diye düşünmekten erteledim de erteledim.

Fark ettim ki zaman geçiyor, ipin ucu kaçmadan başlayayım dedim. ” İlk adımı atmak, yarı yarıya başarmaktır”, hadi bakalım.

Hayatımda henüz belirli bir alana tam olarak odaklanmadım. Dolayısıyla blogumda yazdıklarım da belirli bir alan üzerine olmayacak. İnternet dünyası, ticaret, müzik, programlama, tasarım gibi ilgili olduğum alanlarda, doldukça yazmayı planlıyorum. Belki ileride beğenerek takip ettiğim belirli bir alana odaklanmış pek çok blog gibi bir konu üzerine yoğunlaşırım, veya böyle devam ederim, zaman gösterecek.

Ne kadar sıklıkla yazacağım konusunda da bir fikrim yok. Haftada en az bir yazı yazmayı planlıyorum.

Tasarımı kısıtlı zamanda hazırladım, Chrome, IE 8, Safari, Opera, Firefox’da sağlıklı çalışıyor. Sıfırdan kodladığım için, çeşitli hatalar veya kaymalar olabilir, bildirirseniz sevinirim.

Umuyorum ki keyifle takip edersiniz. (: