Kontrolsüz güç?
09.03.2010 tarihindeİş Dünyası kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

Uzun süredir şirkette iş akışını düzenlemeye uğraşıyorum.

Yapılan iş hacminin gün geçtikçe artması, ek iş yükünü beraberinde getiriyor haliyle. Planlanmadığında ise ister istemez işler aksıyor, zamanında kolayca halledilebilecek sorunlar büyüyerek çözülmesi bir sorun yumağı haline geliyor.

Pirelli’nin çok beğendiğim reklamı geliyor aklıma, “Kontrolsüz güç, güç değildir.”

Büyüme ve gelişme planlı olmadıkça, kazandırdığından daha çok kaybettirebilir.

Bu yolun sonu nereye çıkıyor?
07.03.2010 tarihindeÜniversite Hayatı kategorisinde yazılmış,2 yorum yapılmış.

ODTÜ İşletme’de 5. senem. Çeşitli sebeplerden 3 sene düzenli olarak devam edemedim, dolayısıyla muhtemelen 2 sene daha devam edeceğim.

Bu süreçte bir çok farklı gözlemim oldu, üniversite hayatı ve öğrenciler üzerine.

3-4 farklı dönemle birlikte ders aldım ve almaya devam ediyorum. Yani tahmini olarak 1000′in üzerinde yeni üniversiteyi kazanmış öğrenciyi tanıma fırsatım oldu.

Bu 1000 kişinin tahmini %90′ı, neden işletme bölümünü seçtiği hakkında bir fikre sahip değil. Bir çoğu buraya puanı yettiği için gelmiş. Diğerleri de çevresinin yönlendirmesiyle. “Buradan mezun olunca ne yapacaksın? Hedefin ne?” sorusuna tatminkar bir cevabı olan neredeyse yok. Üniversite bitirilir, meslek edinilir ve iş hayatına başlanır mantığıyla okuyorlar(?).

İlk 2 sene böyle geçiyor. 3. ve 4. sene bizim bölümümüzde seçmeli derslerden oluşur. Hangi alanda uzmanlaşmak istiyorsanız, o alana yönelik seçmeli derslere yönelirsiniz. Bu yukarıda bahsettiğim kesimin duvara tosladıkları yer burası oluyor işte. Muhasebe, finans, organizasyon, pazarlama, yönetim, girişimcilik gibi pek çok ayrı alan arasında seçim yapmak pek de kolay değil, ve yapılan bu seçim hayatınızın geri kalanı için çok önemli. Bu noktada uyanabilenler kalan iki senede toparlama şansına sahip. Ancak ” şu derste devam zorunluluğu yokmuş, bu dersten kolay not alınıyormuş ” mantığıyla ders seçenlerin, ileride ” binlerce üniversite mezunu işsiz ” haberlerine konu olması oldukça muhtemel.

Belirli bir hedef ve bilinçle gelen %10 kesim ise, eğer üniversite hayatının eğlence tarafının çekiciliğine kendilerini kaptırmayıp hedefleri doğrultusunda ilerlediklerinde, inanıyorum ki iyi yerlere geleceklerdir.

Sevdiğim bir hocamın şu sözünü severim : ” Üniversitenin size kazandırdığı %40 dersler, %60 ise burada kazandığınız vizyon ve bilinçtir.”

Kimisi poker, batak uzmanı olarak mezun olurken, kimisi büyük çoğunluğun hayallerini süsleyen yöneticilik pozisyonlarına doğru adım adım ilerliyorlar.

Ne yaptığını, ne yapacağını, ne yapmak istediğini bilmek önemli tabi.

Bayramlar tatil olsa. Tatiller bayram olsa.
27.11.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

Vizeler başladığında yoğun geçeceğini biliyordum ama, bu kadarını da tahmin etmiyordum açıkçası. Haftada ortalama 2 vize ile, pek de başka işlere ayıracak vaktim kalmıyor. Evernote’da bir çok taslak birikti, bir türlü fırsat bulamıyorum yazmaya.

Bayram geldi, biraz zaman ayırırım kendime diye planlıyordum ki… Önümüzdeki 2 hafta içinde gireceğim 4 kritik vize bütün planlarımı bozdu.

Her neyse, gelelim konuya.

Hepinizin Kurban Bayramı kutlu olsun (:

Selçuk Erdem üstadın affına sığınarak:

s1s2

Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım?
29.10.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,hiç yorum yapılmamış.

Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım?

Tahminimce bu sorular birçok insanın hayatın birçok evresinde kendine sık sık sorduğu sorulardır. Yapılabilecek onca şeyin yanında, hayat o kadar kısa geliyor ki. Bu sıralar bu sorular ve verebileceğim/vermek istediğim cevapları üzerine çok kafa yormaktayım.

Erhan Erdoğan’ın Friendfeed’deki bu yazısı durumu çok iyi özetliyor. “Yeni dünyanın bilgi kirliliği içindeki genç profesyonellere ve yeni mezunlara verilebilecek en güzel öğüt “Find your niche now” olacaktır! Harika bir çıkış noktası.”

Çok uzun değil, bundan 5-10 sene öncesine kadar, bu kadarda büyük bir sorun değildi bu. Zira bir kişinin yapabilecekleri, çevresi ve imkanları dikkate alındığında nispeten sınırlıydı günümüze göre. Bugün ise, herhangi bir meslek veya hobi hakkında internet üzerinden istediğinizden çok daha fazla bilgiye ulaşabiliyor, kitap vb. kaynakların desteği ile kendinizi konu hakkında bir şeyler yapmaya yetecek seviyeye kadar getirebiliyorsunuz. Gerisini getirmek ise edindiğiniz tecrübe ve konu üzerine kendinizi geliştirme isteğiniz ile geliyor. Belki kuantum fiziği veya genetik mühendisliği konusunda bu çok da geçerli olmayacaktır, ancak genel düşündüğümüzde, ticaretten sanayiye, elektronikten ziraate kadar yüzlerce sektörde durum bu.

Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın rakibiniz olduğunu göz önüne alırsak, başarıya ulaşmak, büyük başarılara ulaşmak için uzmanlaşmak gerekiyor. Gelişen dünya ile insanların bilgi açlığı da bir o derece arttı. Japonya gibi teknoloji devi, Çin gibi sınırsız insan gücü kaynağı, ve buna benzer pek çok örnek, başarıya ulaşmadaki zorlukları kestirebilmemiz için yeterli.

Peki,  ne yapmalı? Sahip olduğumuz sınırlı zamanı nasıl değerlendirmeli?

Kendimden örnek vereyim. İşletme bölümünde okuyorum ve bu alan üzerine geleceğimi ve planlarımı şekillendiriyorum. Bunun yanında, tasarım ve programlama üzerine çocukluğumdan beri gelen, karşı koyamadığım bir dürtü var. Öyle bir dürtü ki, okulu uzatmamdaki başlıca nedenlerden biri. Bass gitar ve müzik aşığıyım, 2-3 gün gitar çalmadığımda parmaklarım yerinde duramıyor. Ve daha sayabileceğim fotoğrafçılık, yazarlık vb. onlarca hobi ve yapılabilecek iş, zamanım yetse onlar üzerine de çalışırdım muhtemelen.

Son zamanlarda kendimi bölümüm ve kariyerim üzerine odaklamaya karar verdim. Ki etkili de oldu, 5. senemde dönem birincisi olarak devam ediyorum yoluma (: Yaklaşık 1-2 aydır tasarım ve programlamadan mümkün olduğu kadar uzak tuttum kendimi. Hatta kendimi dizginlemek için bilgisayarı açmadığım günlerim bile oldu. Bugün ise bir baktım ki tarayıcım ve başlat menüm aşağıda gördüğünüz şekilde, kendimi Amazon’dan Pyhton kitabı siparişi verirken buldum. Dedim ya, karşı koyamıyorum bu dürtüye (:
yuh

Bu noktada, kafamın karışmasının başlıca nedeni ilgili olduğum bir alanda en iyilerden biri olma isteği. Aksi takdirde yaptığım işten zevk alamıyorum. Eğer uğraştığım alanda ilerleyebilecek çalışmalar yapmıyorsam/yapamıyorsam anlamsız geliyor.

Ve yine başa dönüyorum. Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım? Kariyer hedeflerimi gerçekleştirirken, temel olarak uğraşmak istediğim alanlar olan müzik, tasarım ve programlama üzerinde de başarılı olabilir miyim? Başarılı bir profesyonel işletmeci iken, aynı zamanda tarzım üzerine albüm çıkartıp kendini dinletebilen bir müzisyen, yaptığı işler ile takdir toplayıp, sektöre yön verebilen, katkı sağlayabilen bir tasarımcı ve programcı olabilir miyim? Örneğin bütün zamanını programlama üzerine kendini geliştirmeye uğraşan onca kişi varken, ben zamanımı üçe bölmeme rağmen onlarla aynı seviyeye gelebilir miyim?

Yuh ama değil mi? (:  Bence de.

Şimdilerde hedefim, kariyer hedeflerime ulaşmak için çalışırken, zamanını en etkin şekilde kullanıp ilgilendiğim diğer alanlarda da ilerleyip ilerleyemiyeceğimi görmek. Bakalım, hangi alanda ne derecede başarılı olabileceğim?

Uykudan nefret edenlerden misiniz?
21.10.2009 tarihindeOradan, Buradan kategorisinde yazılmış,2 yorum yapılmış.

Kendimi bildim bileli uykudan nefret ederim. Benim gözümde en büyük hırsız, en değerli varlığım olan zamanımı çalıyor her gün. Ben onu hayatımdan çıkartmaya çalıştıkça o daha çok çalmaya çabalıyor. Eğer birden fazla temel uğraşınız varsa, gerçekten can sıkıcı olabiliyor bu durum. Okul, iş, müzik, sosyal yaşam arasında parçalara bölünüyorum hep.

Uykuya karşı olan hislerimle alakalı mı bilmiyorum ama, uyku düzenimi oturtmakta hep zorluk çektim. Normal şartlar altında, akşam uykusu gelince uyur, sabah da uygun bir vakitte kalkar, ortalama 6-8 saat arası uyuyarak. Ben de durum biraz farklı. Diyelim ki gece 1 uykum geldi, yattım. Sabah 8′de kalktım, etti 7 saat uyku. Ertesi gün yine gece 1 olur, ama bende uykudan eser yok. 3-4 gibi uykum gelir, uyurum. Öğlen kalkarım, bütün programım alt üst olur. Bu duruma bir açıklama bulamadım ve uyku ile bilinçsizce savaşmaya devam ettim. Ta ki bugün Friendfeed’de Ahmet Alp Balkan’ın bu paylaşımını sayesinde Dustin Curtis‘in ilgili yazısını okuyana kadar.

Yazıdan yola çıkarak yaptığım araştırmalar sonucunda, tıbbi olarak tanımlanmış “Non-24-hour sleep-wake” sendromuna yaşadığımı öğrendim. Kısaca uyku düzensizliği sendromu denilebilir sanırım. Vücudun biyolojik saatinin 24 saatten daha farklı günlük döngüye sahip olması sonucu ortaya çıkıyormuş. Hesaplarıma göre benim vücudumun günlük döngüsü 27 saat. 27 saat içinde 6 saat uykuya ihtiyaç duyuyorum.

Yaşama düzenimi ve planlarımı olağanüstü derecede etkileyen bu durumun çözümlerini araştırdım. Tıbbi olarak çeşitli terapiler varmış bu durumu değiştirmek için, ancak bulduğum çözüm sanırım hayatımda şu ana kadar yaptığım en büyük keşif (:

Olay gün boyunca 15-30 dakikalık kısa uyku molalarının günlük uyku ihtiyacını karşılayacağı prensibi üzerine kurulu. Teknik detaya girmeyeceğim, gerekli bilgiler ingilizce olarak bir çok kaynakta mevcut. Dünya çapında pek çok kişi tarafından denenmiş ve bloglarda deneyimler paylaşılmış. Benim en faydalı bulduğum iki tanesi Puredoxyk (Everyman ve Uberman uyku düzenlerinin isim babası(annesi?) )ve Steve Pavlina‘nın blogları.

Popüler iki yöntem var. Everyman ve Uberman uyku düzeni. Uberman uyku düzeninde 4 saat aralıklarla 15-30 dakikalık uykular var sadece. Everyman’de ise 1,5 – 3 saatlik uzun bir uyku, ve gün içinde 3-4 defa 15-30 dakikalık kısa uykular. Detayları ingilizce olarak verdiğim bağlantılarda bulabilirsiniz.

Çok istesem de, okul ve iş programım Uberman yöntemine izin vermiyor maalesef. Dolayısıyla Everyman yönetimi denemeye an itibariyle başladım. Gece 1,5 saatlik uyku, gün içinde 4 defa 15-30 dakikalık kısa uyku yöntemini deneyeceğim. Detayları her gün paylaşmayı planlıyorum.

Umuyorum ki senelerdir süren derdime çare olur da, kurtulurum şu hırsızdan (:

Page 1 of 3123